07 Aralık 2009 Pazartesi

EVLENMEK...???!!! :))

Blogu takip edenleriniz varsa ne umutlarla düğün tarihimizi beklediğimi bilirler. Bir arkadaşım bu konu için mail atmış. Güzeldi paylaşmak istedim.

Evlenmek - Katlanmak
Melih Cevdet'e sormuşlar 'evlilik nedir' diye.Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi biraraya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna 'evlenmek' denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik 'katlanmaktır' demiş.'

1- Bir adam gazeteye ilan vermiş: ''Eş arıyorum''.
Ertesi gün yüzlerce mektup almış. Hepsi aynı şeyi söylüyormuş.
''Benimkini alabilirsin.''

2- Bir adam karısına arabasının kapısını tutuyorsa emin olabilirsiniz.
''Ya arabası yenidir ya da karısı!..''

3- Bir genç babasına sorar; ''Baba evlenmek kaça mal olur?''
Baba cevap verir: ''Bilmiyorum oğlum, ben hálá ödüyorum.''

4- Evli erkeklerin psikolojisi arkadaşlarla lokantaya gitmeye benzer.
İstediğin yemeği sipariş edersin, sonra yanındakinin istediği yemeği görüp ''Keşke onu isteseydim'' dersin.

5- Evliliğin ilk yılında adam konuşur kadın dinler,
ikinci yılında kadın konuşur adam dinler,
üçüncü yılında her ikisi de konuşur, komşular dinler.

6- Bir kavgadan sonra kadın kocasına bağırır:
''Seninle evlendiğimde tam bir aptalmışım.''
Adam cevap verir: ''Evet aşıktım, fark edemedim.''

7- Bir davette bir kadın arkadaşına sorar; ''Alyansını yanlış parmağına takmıyor musun?'' Diğer hanım cevap verir;
''Evet yanlış adamla evliyim de ondan.''

AKŞAM YEMEĞİ


Dün akşam menüde MAGGİ otlu çeşnili tavuk, KNORR yüksük çorbası, yeşil salata vardı. Önceleri ben tavuk ve patatesi; limon, tuz, karabiber ve zeytin yağ karışımına batırıp fırın poşetine öyle koyardım, bu sefer değişiklik olsun diye otlu çeşni denedim. Fena değildi. Ara sıra yapılabilir. İlk tarif benim 1 numaram ama olsun.

Hazır çorba taraftarı olmasamda acil durumlar için aldığım hazır yemeklerin son kullanma tarihlerinin yaklaştığını farketmem üzerine Hazır çorba tüketimine başladım. Gerçi dün için isabetli bi seçim olmuş, hava çok soğuktu zira. Pişmiş hallerinin resimlerini çok acıkıp yemeklere saldırdığım için çekemedim.

LATCH HOOK TEKNİĞİYLE YASTIK


Latch hook tekniğiyle yastık yüzünü yapmak için ilk başta işlemek istediğim deseni kareli kağıda çizerek şemamı hazırladım


Şemadaki sayılara göre daha öncede bahsettiğim fileyi kestim (inşaatçıların sıva için kullandıkları ve inşaat malzemesi satan her yerde bulunan sıva filesi) ve on karelik bölmeleri asetat kalemi (hani şu cd lerin üzerini yazdığımız kalem) ile işaretledim. Böylece saymak ve işlemek çok daha kolay oldu. Ben yalnız bi salaklık yapıp önce koyunun ana hatlarını işledim, sonra ara renkleri doldurmaya devam ettim. Eğer en alt sıradan başlar ve dümdüz işleyerek devam ederseniz çok daha kolay oluyor benden söylemesi...


Yukarıdaki resim işlemenin ön yüzü aşağıdaki ise tersten görüntüsü...



Bu arada aklıma filenin alternatifi kullanacak malzemeler geldi: Mesela tığ ile 3 zincir bir tırabzan yapıp ördüğümüz fileyi kolalayarak, yada kolalamak istemiyorsak bi kere ütülenip kullanılan naylon iplerden örererek kullanabiliriz. Daha olmadı mutfaklara tül olarak satılan hazır kumaşlar var, kareleri çok küçük olmayan ya da latch hook aparatının içinde rahat hareket ettiği her türlü filemsi kumaşı bu maksatla kullanabiliriz:)


Bu bitmiş halinin ters yüzü.


Bu da önden görünüşü:) Oldukça hızlı ilerliyor. İş çıkışı eve gelince hergün 4 saat işleyebilsem 4 günde biterdi. Hızlı ilerlediği için de yapması zevkli geliyor. Bundan sonra kendim tığ ile kumaşını hazırlayıp müstakbel evime banyo takımı paspas- klozet örtüsü gibi bişiler yapmayı planlıyorum ve şirin bir kuş işleyeceğim o takıma. Bu ara kuşlara taktım.


İşimi bitirdikten sonra uzun kalan ipleri makasla keserek tüm yüzeyin aynı uzunlukta olmasını sağladım. Bitmiş hali çok yumuşak, çok güzel. Yastık yapmak için ideal... Hatta yer minderi bile olur. Yünden yapıldığı için sıcak da tutar malum yerleri:)


Kenarlarını içine kıvırıp uhuyla yapıştırdım. Aklımda sıcak silikonla tüm arka yüzeyi kaplayıp kumaş yapıştırmak vardı, denedim ama önermiyorum, kafamdaki gibi olmadı. Denemeyin. Tekstil yapıştırıcısı en mantıklı uygulama olur sanıyorum.

Bu arada kit halinde alsam bana en az 70-80 TL ye patlayacak olan yastığı evdeki eski ipleri kullanarak (sadece turkuaz olan ipi aldım 2,5 liraya) 5 TL ye mal ettim:) Hoşuma gitti, şirin bişey oldu doğrusu...

28 Kasım 2009 Cumartesi

İŞLEMELİ YELEK



Bu arada annemi uzun uğraşlarım sonucu desenli örgü örmekten vazgeçirdim. Artık o düz olarak örüyor, ben üzerine işleme yapıyorum. Hem daha hoş, hem daha hızlı, malum bu ara bebek sayısında artış var. Arda var, Semit utku vaar, Gönülcüğümün çok kısa zaman içinde dünyaya gözlerini açacak olan bebişi vaar. Acil yelek ve hırka lazım anonsları geliyor anneme yeğenlerinden.

İNEK ÇOCUK KESİLDİ:((

Bu sene kurban olayı daha rahat çözüldü sanki.. Sabah ezandan hemen sonra mandıraya gittik, mandıra sahibi her yıl daha sistemli hale getirdi kurban kesimini. Önce kaç kişi girdiyseniz kurbana toplaşıp paralarınızı bir araya getiriyorsunuz ve fişinizi alıyorsunuz. Fiş daha sonra ki sürpriz için. Tabi fişin yanında numara veriyorlar birde.


Sırası gelen hayvanın duası edilip başı kesiliyor ve vince asılıyor. Kanın tamamı aksın diye 5-10 dk kadar bekleniyor.


Derisi ayrı bir kancaya takılıp, kanca vücuttan uzaklaştırılmak suretiyle tek harekette deri yüzme işlemi tamamlanıyor.


Derisini ister siz alıp camiye, Türk Hava Kurumuna vs bağışlıyorsunuz, ister mandıra sahibine bırakıyorsunuz. Derisi yüzüldükten sonra gövde kasaplar tarafından önce boydan ikiye ayrılıyor.


Karın bölgesi kazasız belasız şekilde etin içinden alınıyor. Genelde her sene biz de bu işkembe belasıyla uğraşırdık, bu sene yalvar yakar vazgeçirdik annemi işkembeden. Halacım temizleyecek pişirip yedirecek. İyi ki varsın hala yaa:)


Daha sonra 4 parçaya bölüp size veriyorlar. Biz 2 aile girdiğmiz için çok sorun yaşamadık.


Eve gelmeden etin tamamını doğrayıp ufaklamak istemeniz ihtimaline karşı mandıra sahibi içinde çok sayıda masanın bulunduğu bir çadır hazırlamış. (SARI ÇADIR)


İş arasında bir mola verip karnınızı doyurmak isterseniz YEŞİL ÇADIRda taze etten hazırlanmış dönerleriniz ve sıcacık çayınız hazır. Fişinizi teslim edip kaç kişiyseniz o kadar döner alıyorsunuz.


Tüm bu işlem sonunda mandırada çevre kirliliği ise asgari de. Bir çok önlem alınmış, hastalık bulaşması yada su kirliliği riski en aza indirgenmiş. Darısı tüm Türkiye' nin başına.

BAYRAM SABAHI

Bayram sabahı saat 05:30 da kalkıp yola çıktık, Sarayköy yakınlarındaki mandıralardan birinden kurban almış bizimkiler. Her yıl adet olduğu üzere sabah erkenden yola çıkıp mandıranın bulunduğu köyün camisinde bayram namazı kıldı babam. Yine çok sis vardı ve yollar acayip kalabalıktı. Ankaralılar bu mandıraların yerini öğrendikçe kesim yerine bi önceki geceden gitmemiz gerecek sanırım sonunda...



Biz arabada beklerken Cano’ nun canı sıkılmış olacak ki o da güneşle oynuyordu, güneşi yuttu, üfledi, yılbaşında REN GEYİĞİ olmak için provalar yaptı.




Sonunda başardı sanırım en güzel GEYİK olmayı:)) PARLAK BURUN JOE...

YEDİ KOCALI HÜRMÜZ...



Biraz da kendimize vakit ayıralım dedik ve sinemaya gittik. Bizim ufaklık artık usta olmuş bu işlerde, kredi kartı sorup duruyodu ben de NAKİT alırız diyordum Kİİİİ, bilet kuyruğunu görünce uçukladım, hemen ELEKTRONİK GİŞEden kredi kartı vasıtasıyla filmi seçip ödemeyi yaparak biletlerimizi aldık.



Film çok güzeldi, uzun zamandır izlediğim en göze dokunur, en cıvıl cıvıl, en eğlenceli filmdi, bir TÜRK FİLMİ için oldukça iyiydi. Şarkıları, dansları falan da çok güzeldi... Ellerine sağlık yapanların. Nurgül ve Gülsenin performansları süperdi. İyi ki gitmişiz...


VEEE ANKARA...

Ankara’ ya doğru sabah 08:45 Kamil Koç otobüsüyle yola çıktım Cumartesi günü. Otobüse bindim bir baktım koltuğumda özel tv var. Ay bi sevindim bi sevindim sormayın... İsterseniz yolu izliyorsunuz isterseniz kayıtlı filmler var onları, ya da ben almayım diyorsanız uydu alıcı sayesinde tv izleyebiliyorsunuz... Kamil Koç’ a teşekkür ediyoruz bu yenilikleri için. Verdiğimiz para boşa gitmiyo deyip sırıtıyoruz:))




Yol çok kötüydü başlangıçta eyvah dedim bu yol (Eskişehir’ e kadar) 5 saatte de bitmez, acayip sis vardı, göz gözü görmüyo derler ya aynen öyle, Allahtan sonradan düzeldi de zamanında Eskişehir garına sağ salim varabildik. Malum artık yüksek hızlı trenle gidiyorum Ankara’ ya:)



20 Kasım 2009 Cuma

ÇOK AZ KALDI ANKARA' YA

Veee sonunda sadece 1 gün kaldı. Hatta şu an itibariyle 24 saat bile yok. El işlerimi rahat rahat yaparım düşüncesi beni çok mutlu ediyor. Aldığım ama kullanışını hem öğrenemediğim hemde anlamadığım latch hook aparatını dün bir deneme sonucunda kullanmayı becerdim.


Anlatırken ne çok kasmışlar, aletin kullanılması çok kolay, hem de acaip zevkli bişi. Çabuk da ilerliyo. Görüntüsü de hoş oluyo. Artık eve halı bile yaparım bu teknikle:)) Cano ya bi halı başlamıştım zamanında, Allahım yap yap bitmezdi. Bunun da öyle yavaş ilerleyeceğini düşünerek büyük aptallık etmişim. Başlangıç aşamasından beri resim çekiyorum. Halıyı tamamlayınca fotoğrafları hep birlikte ekleyeceğim. Bu arada Sercan 'a yaptığım işlemede şemanın tam ortasındayım. Keşke latch hook işine daha sonra dalsaydım. Ama neyse bi şekilde bitircem. Belki Sercan' la görüşebiliriz bile Ankara'da. Hedef o zamana yetiştirip Ankara' da hediye etmekti ama bakalım, kısmet, en kötü ihtimal kargo ile yollarım artık.

İçim içime sığmıyo, bi akşam olsa eve gitsem, bavulumu hazırlasam, işimi elime alsam... Ya ben niye işletme mühendisiyim? ( İŞLEME MÜHENDİSLİĞİ YOKMUYDU ACEP BEN OKURKEN:)) Benim böyle el işleri ile uğraşacağım bi iş yapmam lazımdı ki daha mutlu olayım. Halk eğitim merkezi öğretmenliği falan tam bana göreymiş, hem yeni çıkan her hobiden haberin oluyo, hem de sevdiğin işle vakit geçiriyosun... Acaba bal yiyen baldan bıkar hikayesine mi dönerdi durum orasını kestiremiyorum. Şu an işyerinde başka işlerle uğraştığım için el işleri bana bi kaçış oluyo, o zaman da el işi yapmak mı zor gelirdi acaba???

18 Kasım 2009 Çarşamba

HAYRET İZLEYİCİLERİM ARTIYOR...

Rica edeceğim lütfen bu blogu nereden nasıl bulduğunuza dair bir yorum bırakın. Ve ilginizi çeken, izlemeye değer bulduğunuz şeyler neler??? Bahsedin biraz yaa merak ettim doğrusu. Hani öyle on marifette falan üyeliğim yok, çok izleyicim de yok ki bi yerlerden tıklayarak taaa benim bloga kadar gelin?!

Bu arada TCHİBO dağıttı yine beni. Geçen yıldan beri sahada ıslanmayacak, ayaklarımı ve bünyemi üşütmeyecek bişiler arıyordum. Hatta işgüvenliği botlarından da aldım bi tane (güya ayaklarım ıslanmayacak, üşümeyecekti, ergonomikti), hepsi hikaye dünyanın parasını verdim bi b.ka yaramadı, ayaklarım su topladı ve yara oldu o kadar...


Tchibo' da bu ay termal çizmeler satılıyor. 40 lira, görünüşü iyi, muhtemelen taahhüdü gibi sıcak da tutacak. Saha da mahvoluyoruz, hava zaten soğuk, bi de ayaklarınız ıslaksa akşama hasta olmanız garanti. Geçen kış çok sıkıntı oldu. Bu sene uzun ve sıcak tutan bir mont, ve rahat+termal çizme veya bot almam lazım. Tchibo' nun ürünlerinden şu ana kadar aldıklarımdan çok memnun kaldım, kaliteli hem de fiyatları makul. Derdim reklamlarını yapmak değil, ama aldığı parayı hakeden bi firmaya saygı duymamak da elde değil.

17 Kasım 2009 Salı

BU HOBİ İŞLERİ NE KADAR PAHALI

Ya bu hobi işleri Türkiye' de ne kadar pahalı, geçenlerde baskılı goblenlere baktım, işlemeye değer olanlarında sadece baskılı kumaşa 75 lira diyolar, daha bunun ipi var en az 40-50 lira. çerçevesi var, oda bi 30 lira olsa bir tane goblen işlemek 150 lira. çıldırmış bunlar. Tam Türkler neden yapamıyo bunlardan derken Türk üretimi olanları da gördüm, muhtemelen okullarda etamin öğretmek için hazırlanmış küçük baskılı kumaşlardı, ancak söylemek isterim ki çok ama çok dandikti. Bizim insanımız bu kadar kötü iş yapmamalı. Tamam hedef ucuz olması ama eminim aynı fiyata daha kaliteli, daha özenli birşey hazırlanabilirdi. Çarşıya uğrarsam çeker resimlerini eklerim.

Bizde sert etamin bulmak çok zor, dolayısıyla ben şu ana kadar DMC nin aida 14 ct olan etaminlerini kullanıyordum, bu kumaşa yine DMC nin 6 katlı muline iplerinin 3 katını kullanarak işleme yapıyordum. Ancak aklıma seccade etamini alıp sprey kola ile kolalayıp, daha kalın iplerle işleme yapmak geldi. Zira DMC nin kumaşının metresi 35 lira ve yarım en. Seccade kumaşı ise 2-3 lira. Baya bir fark var yani arada.


Bunlar DMCnin kumaşları, pahalı kumaşlar yani...


Bu sprey kola, kumaşa sıkıp ütüleyince kumaş sertleşiyor, siz de daha rahat işleme yapıyorsunuz.

Ayrıca latch hook, yani paspas-halı falan yapmak için kullanılan çok büyük delikli etaminler var, onun yerine de sıvacıların sıva katını atmadan kullandıkları bir file var onu öneriyorum, elimdeki iş biter bitmez onu da deneyeceğim, malzemeyi aldım.



Üstteki resimler hazır kitler ve işlenmiş hali. Alttaki resimde benim önerdiğim sıva altı filesi. İnşaat malzemesi, yada boya satan hemen hemen her dükkanda rahatça bulunabilecek bir malzeme...

Kitin fiyatı 50-60 lira file ise metresi 2 liradan satılıyo. Sadece baskılı halini bulamazsınız, ama goblen şemalarını kullanarak işleme yapabilirsiniz artan örgü iplerinizle. Şemaları buradan indirebilirsiniz. Ben denememi yaparken fotoğraflarını çekip bu latch hooku size daha detaylı anlatacağım. Böylece hobilerimizi daha ucuza yaparak tadını daha fazla çıkarabileceğiz.


Bir de bu aralar punch needle denen nakışa merak saldım. Ama desen bulamıyorum işleyecek. Hep çiçek böcek, şu rüküşlükten hala kurtulamadık. Ben daha şirin daha modern şeyler yapmak istiyorum. Yaptıkça size de göstereceğim.

13 Kasım 2009 Cuma

CUCULARIM ANKARA YOLCUSU

Bugün annemler tekrar Ankara’ ya dönüyor. Cucuların kafesini değiştirdim, yolda üşümesinler diye paket yaptım, annişimden kuşlarıma iyi bakacağına dair söz aldım, yemlerini sularını koyup teslim ettim. Hazır araba ile yolculuk şansları varken göndereyim dedim, ben giderken otobüste falan üşütebilirler diye. Ama içim acıdı walla bir hafta onlar olmadan nasıl geçecek bilmiyorum. Bir hafta sonra ben de Ankara yolcusuyum. Bir an önce geçsin şu zaman 9 gün tatil var sonrasında. Hobaaaa tey tey tey tey:)

Bu arada Nedret halama yaptığım tablo için dün çerçeve aldım, çerçeveyi söküp tüm imkansızlıklara rağmen işlemeyi yerleştirip tekrar monte ettik annemle, çerçevecilik zor bir işmiş onu anladık. Çerçeve ilk başta çok içime sinmemişti ama gobleni yerleştirdikten sonra baya hoşuma gitti doğrusu, şans eseri gidip boyutlu çerçeve almışım o da isabet oldu. Son halini ben beğendim, bayramda halama verirken resmini çekip koyarım buraya.

Ya bi akşam olsa da başladığım goblene devam etsem, hatta hafta sonuna bitirsem o da sevgili Sercan' a hediye gidecek, bi çerçeve işi ile de o vakit uğraşacağım.

GÜMÜŞLERİ PARLATALIM

Gümüşlerinizi parlatmak için solüsyonlar almak ya da sigara külüyle deli gibi ovmak zor geldi diyorsanız basit ve pratik bir yol önereceğim. Geçenlerde yabancı bir blogda gördüm ve fikir olsun diye size de önermek istedim.


Gerekli malzemeler
• Karbonat
• Az miktarda tuz
• Alüminyum folyo
• Cam kase


Gelelim nasıl bir uygulama yapacağımıza: önce bir alüminyum folyoyu cam kasenin içine yerleştiriyoruz. Daha sonra 1-2 bardak su ile dolduruyoruz, suyun içine bir miktar karbonat ve tuz ilave ediyoruz.


Kasedeki karışımın köpürdüğünü görüyoruz.


Bir süre sonra köpükler sönüyor ve gümüşlerdeki karartılar azalıyor. Bana genelde bu tarz şeyler pek tutmaz gibi gelir onun için de pek uyguladığım söylenemez. Ancak uygulamayı blogunda anlatan arkadaş denemiş, resimlemiş ve kimyasal açıklamasını da yazmış. Dediğine göre gümüşün üzerindeki karartı gümüş sülfitmiş. Kase içindeki malzemelerle elektrokimyasal reaksiyonlar sonucu sülfür gümüşün üzerinden alüminyum folyoya geçip folyo tarafından tutuluyormuş. Alümiyum folyo yerine streç falan kullanan olursa yemez yani…


Tabi bu esnada sülfürün kendine has iğrenç kokusunu da unutmamak lazım. Gerçekten kötü kokar bilirim. Evlerde gaz maskesi bulundurmadığımıza göre bu işi iyi havalanan bir yerde yapmanızı öneririm. İşlemi bitirince havlu kağıtla gümüşlerimizi kurutuyoruz.


Sonra da güle güle kullanıyoruz. Kolay gelsin.

09 Kasım 2009 Pazartesi

ÇALIŞKAN GÖRDÜM KENDİMİ

SEBASTİAN BENİ TEBRİK ET, BİR İŞLEME DAHA BİTTİ...
Bunlar da bu aralar işlediğim goblenler, çiftlik gobleni tamamlandı. Yıkanıp ütülenip çerçevelenecek ve Nedret halamın köydeki yeni evine ev hediyesi olacak. Umarım beğenir.


Kedilerin olduğu goblen bana üniversite yıllarımda bir arkadaşım tarafından hediye edilmişti. Ama sadece baskılı kumaş vardı. O yüzden şimdi işlerken ip bulmak çok zor oluyor. Kendim yeni ip alıp yapmaya kalksam baya pahalıya çıkacak. Çiftlik evi tam set halinde geldiğinden çok zorlanmadım.


Bunların yanında bi de düğün gobleni işlemeye başladım, tahminimden hızlı ilerliyor. Sanırım 1 haftada biter, tabi başka işler çıkmazsa…


Bitmiş hali böyle bişi olacak.


Gerçi anniş ve babiş gelecekler bugün, ohh deymeyin keyfime oldu. Özlemişim kerataları… Annem etli yaprak sarması yapmış onu da getircekmiş. Allaaaaaah, ağzım sulandı. Annecim pek güzel yapar, gelince bi de lahana sardırırım. Immmm:)

BEYAZ ÇOCUKUM HASTA OLMA SAKIN!



Beyaz çocuk içlerinde en akıllı olanları, her şeyi anlıyor, yalnız bir garipliği var arada sanki kafasını tutamıyormuş gibi... Genelde başı diğerleri gibi ama bazen öne eğip öylece kalıyor. Sanırsınız az sonra yere düşecek, ama düşmüyor da. Bu işte bi tuhaflık var... Yada kuş garip, bunları anlamak da ne zor, keşke ağzı dili olsa da ne derdi var söylese, insan hasta olduklarında çok kötü oluyo, tedavi edebilirseniz ne ala, yoksa çok üzülüyorsunuz. Ee tabi bi süre sonra sizin çocuğunuz gibi oluyolar.

MUBİŞLERİMİSSSS

Merhaba gençlik, siz bizim dördüzleri görmediniz dimi daha? Bu şirin mubişlerin ikisi benim kalan ikisi Cano’ nun (en baştaki ve en sondakiler Cano'nun). Tespih tanesi gibi diziliyolar vıcır vıcır konuşup duruyolar. Beyaz olan çok akıllı durmadan etrafı kesiyor. Yeşillerden daha ince ve daha uzun ve hatta yaşça daha küçük olan çok yaramaz gidip ikide bir birilerine dalaşıyor, kafeste kavga çıkıyor.




Cano için yeni bir kafes, mubişler için lezzetli yemler, suluk falan aldım. Geçenlerde Çaça ile beraber mubişlerin ayak sağlığı için ahşap tünek yaptık, hatta yolculuk sırasında üşümesinler diye kontrplaktan bir de taşıma kutusu yaptık. Onun boyası pek hoşuma gitmedi, boyasını yenileyip resmini çeker eklerim bloga daha sonra.

Gece bu şirinlerin üşüdüğünü fark ettim, aslında çok da soğuk değil odanın içi ama… Artık geceleri önce gece lambasını (35 watt) yakıyorum, kafesin ısısı biraz artınca kafesin her bir yanını havluyla sarıyorum, paşalar gece acıkırsa yem ararken düşmesinler diye gözü yormayan ufak led lamba aldım. Şimdi kafesin her tarafı kapalı olsa bile içi karanlık olmadığı için istediklerini yapabiliyorlar. Bunlardaki keyif bizde yok. Kendime iki yıldır giyecek bişey almadım desem yeridir.



Yemliklerin üzerinde tünedikleri için sürekli kendi pisliklerini yemek durumunda kalıyolardı, üstü kapalı olanlardan aldım bende. Baktım nasıl beceriyolar anlamadım ama hala durum devam ediyo bende aşağıdaki yemlikten aldım. Gerçi bunda da yemek sırası oluyo ve kavga çıkıyo, nerde çokluk orda b.kluk diye boşa dememişler, kudurup duruyolar. İlk aldığım zaman iki kafese ikişerli olarak koymuştum, o zaman da sanki beraber olsak der gibiydiler, bi araya koyunca da didişiyolar. Neyse az kaldı bayrama ikisi Ankara yolcusu…

04 Kasım 2009 Çarşamba

İZİN İSTİYORUM...

Bu yıl adam gibi tatil yapamadım, yıllık iznim tam anlamıyla heba oldu. Ve benim dinlenmeye, tatil yapmaya çok ihtiyacım var. Babacım alıştırmış bizi her yıl denize gidip tatil yapmaya şimdi arıyoruz olmayınca. Bedenen zayıflayamasam da bünye baya zayıf sanırım. Her an hasta olacakmışım gibi hissediyorum. Bütün kemiklerim, etlerim, kaslarım her yanım ayrı ayrı ağrıyor. Dinlenmek istiyorum.

23 Ekim 2009 Cuma

MUBİŞLER


Bu ara muhabbet kuşlarına taktım evde dört tane oldular. Kararlıyım bunlar ölmeyecek. Ya insan yavrusu gibiler, herşeyiyle ilgilenmek zorundasın. Bi de bıdıklar ne dertleri olduğunu söyleyebilse de derdine derman olabilsek. İnternette gezinirken yavrunun 18 günlük evrelerinin resimlerini buldum, resmi ekleyiverdim. Haftasonu benim bıcırıkların da resmini çekerim, Cano da yavrularını görmüş olur böylece...

19 Ekim 2009 Pazartesi

YİNE NELER OLUYOR?

Dün gece midemin bulantısına kalktım acilen. Ama nasıl bir bulantı anlatamam. Aklıma gelen her çareyi denedim ancak sonuç alamadım. Sonra bi çıkarmaya başladım en az yarım saat boyunca içimden resmen fışkırdı. Tabi gücüm tükendi sonunda, gece bitmek bilmedi. Uyuyamadım. Hastayım, yorgunum. Uyumak istiyorum ve yine işteyim. İzin istesem şimdi bisürü uğraşıcam, muhtemelen vermicekler. Dışardan çok hasta gibi de durmuyorumdur muhtemelen, ama siz onu bana sorun. Allahım ya düzeleyim, ya eve gidip uzanayım, bu halde işyeri hiç çekilmiyo...

06 Ekim 2009 Salı

AKŞAM EVDE ARABA OLABİLİRDİ???


Dün sabah her zamanki gibi evden çıkıp işe gittim ve akşam yine herzamanki gibi işten eve döndüm. Evin önüne geldiğimde gözlerime inanamadım, evin önündeki çitler yıkılmış... Eve dalan araç giriş kapısını falan koparmış, ev sahibi tekrar yaptırmış.

Ufak bir oğlan çoçuğu burda bir kaza olduğunu arabanın eve girdiğini ve bir çocuğu ezdiğini ve çocuğun öldüğünü anlatıyordu. Beynimden aşağı kaynar sular döküldü resmen.

Sonra olayın aslı ortaya çıktı, abisinden habersiz arabayı kaçıran bir delikanlı dönüşü beceremeyip eve dalış yapmış, ölen veya yaralanan falan yokmuş. Benim anlattıklarını duyduğum çocuk fantezi yapmış...

Sonra ben hayal kurmaya başladım 1 metre sağa çarpsaydı benim mutfağa girmişti, yada 1 metre daha aşağı kaysaydı evin giriş kapısına girmişti diye...

Olay ben evden çıktıktan birkaç dakika sonra gerçekleşmiş... Allahtan ben evde yokken olmuş yoksa çok kötü hissedecektim kesin... Zaten tek yaşamak zor bi de böyle korku unsurları olunca iyice zor:)